
29 Kasım 2007 Perşembe
22 Kasım 2007 Perşembe
bitmeyen kavga
Sonu gelmez masallarla,
Ucuz oyuncaklarla
Kandırdılar bizi.
Bazı bazı,
Bir parmak bal;
Ama hep zehir zemberek kaldı
Ağzımızın tadı.
Yaşatmadılar hayatı.
Ne bıraktılar ki
Kinden, kandan başka?
Unuttuk dostluğu, kardeşliği,
Unuttuk insanlığımızı.
Bile bile itildik yangınlara.
Ömürler tükendi bitti,
Bitmedi kavga.
Üç-beş zibidi yüzünden
Kan içinde dünya!
İşte, bizler de bitiyoruz,Ya sonra?
Engin..
Ucuz oyuncaklarla
Kandırdılar bizi.
Bazı bazı,
Bir parmak bal;
Ama hep zehir zemberek kaldı
Ağzımızın tadı.
Yaşatmadılar hayatı.
Ne bıraktılar ki
Kinden, kandan başka?
Unuttuk dostluğu, kardeşliği,
Unuttuk insanlığımızı.
Bile bile itildik yangınlara.
Ömürler tükendi bitti,
Bitmedi kavga.
Üç-beş zibidi yüzünden
Kan içinde dünya!
İşte, bizler de bitiyoruz,Ya sonra?
Engin..
17 Kasım 2007 Cumartesi
16 Kasım 2007 Cuma
15 Kasım 2007 Perşembe
medet sendedir
Sevdanla düştüm ırak yollara.
Takılıp kaldım yaban ellere.
Sığamaz oldum yere, göklere,
Medet sendedir nazlım, bilesin.
Kadere küstüm, bahta darıldım.
Sen diye kara taşa sarıldım.
Gurbet yolunda yandım aykıldım.
Nârın bendedir nazlım, bilesin.
Ayrılık derdine var mı çare?
Giyemem beyaz, her yanım kâre.
İçimde türlü türlüdür yâre
Yürek közdedir nazlım, bilesin.
Dolaştım dünyayı gülemedim.
El gibi murada eremedim.
Bir türlü yanına varamadım.
Resmin döştedir nazlım, bilesin.
engin..
Takılıp kaldım yaban ellere.
Sığamaz oldum yere, göklere,
Medet sendedir nazlım, bilesin.
Kadere küstüm, bahta darıldım.
Sen diye kara taşa sarıldım.
Gurbet yolunda yandım aykıldım.
Nârın bendedir nazlım, bilesin.
Ayrılık derdine var mı çare?
Giyemem beyaz, her yanım kâre.
İçimde türlü türlüdür yâre
Yürek közdedir nazlım, bilesin.
Dolaştım dünyayı gülemedim.
El gibi murada eremedim.
Bir türlü yanına varamadım.
Resmin döştedir nazlım, bilesin.
engin..
senin yerine
Gölgelenmesin gül yüzün,
Sen üzülme gülüm.
Kıyamam
Gözünden akacak yaşlara.
Kıyamam
Göz yaşıyla ıslanacak yanaklarına.
Hüzün yakışmaz sana;
Ben üzülürüm yerine.
Alışkınım nasılsa,
Bırak sen acıları bana.
Bahar ol hep sen;
Tomurcuklan,
Çiçekler aç bana.
Ben, güzün olurum senin.
Yaprak dökerim
Senin yerine.
Yeter ki, sen üzülme.
Kıyamam sana…
engin..
Sen üzülme gülüm.
Kıyamam
Gözünden akacak yaşlara.
Kıyamam
Göz yaşıyla ıslanacak yanaklarına.
Hüzün yakışmaz sana;
Ben üzülürüm yerine.
Alışkınım nasılsa,
Bırak sen acıları bana.
Bahar ol hep sen;
Tomurcuklan,
Çiçekler aç bana.
Ben, güzün olurum senin.
Yaprak dökerim
Senin yerine.
Yeter ki, sen üzülme.
Kıyamam sana…
engin..
14 Kasım 2007 Çarşamba
13 Kasım 2007 Salı
12 Kasım 2007 Pazartesi
sarma cigara
sarma cigara gibidir sevda.
çektikçe içine
kavurur ciğerlerini.
haz duyarsın yine de,
yavaş yavaş
seni tükettiğini bile bile.
öyle keyifle,
öyle hasretle
çekersin içine
peş peşe.
engin...
çektikçe içine
kavurur ciğerlerini.
haz duyarsın yine de,
yavaş yavaş
seni tükettiğini bile bile.
öyle keyifle,
öyle hasretle
çekersin içine
peş peşe.
engin...
geçti artık
sayamadık bile
uçup giden yılları.
ne anlamı var şimdi
akları saymanın?
bulamadık ki biz hiç
o eski sevdaları.
yararı var mı şimdi
oturup ağlamanın?...
engin...
uçup giden yılları.
ne anlamı var şimdi
akları saymanın?
bulamadık ki biz hiç
o eski sevdaları.
yararı var mı şimdi
oturup ağlamanın?...
engin...
ne yapardım?
ne yapardım acaba
elimi tutan elin olmasa;
saçların yüzüme,
nefesin içime dolmasa…
sahi, çiçekler ne yaparlar
susuz kaldıklarında?
ya yavru kuşlar,
daldan düştüklerinde?
ne yapardım acaba,
geceleyin gözümü açtığımda,
seni göremesem yanımda?
sahi, ne yapar insanlar
yürekleri atmadığında?
neyse, yanımdasın ya!
ellerin ellerimde,
nefesin içimde ya…
boşver bunları şimdi,
daha sıkı sarıl bana.
engin...
elimi tutan elin olmasa;
saçların yüzüme,
nefesin içime dolmasa…
sahi, çiçekler ne yaparlar
susuz kaldıklarında?
ya yavru kuşlar,
daldan düştüklerinde?
ne yapardım acaba,
geceleyin gözümü açtığımda,
seni göremesem yanımda?
sahi, ne yapar insanlar
yürekleri atmadığında?
neyse, yanımdasın ya!
ellerin ellerimde,
nefesin içimde ya…
boşver bunları şimdi,
daha sıkı sarıl bana.
engin...
yoksun işte!
rüyada görsem inanmazdım.
hiç üstüne konduramazdım.
çekip gittin ansızın;
geceyi yırtan çığlık gibi
içimi yırttı gidişin.
yandım ki yandım!...
oysa hep öylece
kalacağına inandım.
gözlerine doya doya bakıp
hep dizlerinde yatacağım sandım…
yoksun işte!
yanımda olmadığın gibi,
rüyalarımda bile.
bilmiyorum nasıl dayanırım
böyle bir gidişe?
engin...
hiç üstüne konduramazdım.
çekip gittin ansızın;
geceyi yırtan çığlık gibi
içimi yırttı gidişin.
yandım ki yandım!...
oysa hep öylece
kalacağına inandım.
gözlerine doya doya bakıp
hep dizlerinde yatacağım sandım…
yoksun işte!
yanımda olmadığın gibi,
rüyalarımda bile.
bilmiyorum nasıl dayanırım
böyle bir gidişe?
engin...
hasret şiiri
neylesin şu deli gönül
sensiz gelen baharı?
yoksan şayet yanımda,
her yanım boylu boyunca
kara kış, yâr!
yanıp kavrulurken yüreğim,
yanağımda gözyaşım donar.
neye yarar dalda tomurcuk?
neme lâzım kuşların ötüşü?
tomurcuğun da,
kuş sesinin de en güzeli
sende, yâr!
sen yoksan,
onlar olmuş ne çıkar?
neylesin şu deli gönül
sensiz gelen baharı?
bu hayın yürek
damarlara lav pompalar.
beynim, düşüncemi prangalar.
kör ankâlar döşümü gagalar…
yetmezmiş gibi,
gülümserken güneş âleme,
benim garip başıma
lapa lapa kar yağar.
hadi gel de erişsin bahar.
gel ki menevşeye kessin
geldiğin yollar.
gel gayrı, gel de bitsin
şu bedbaht zamanlar.
el-âlem gibi ben de
tadına varayım baharın;
öyle özledim yâr!
engin...
sensiz gelen baharı?
yoksan şayet yanımda,
her yanım boylu boyunca
kara kış, yâr!
yanıp kavrulurken yüreğim,
yanağımda gözyaşım donar.
neye yarar dalda tomurcuk?
neme lâzım kuşların ötüşü?
tomurcuğun da,
kuş sesinin de en güzeli
sende, yâr!
sen yoksan,
onlar olmuş ne çıkar?
neylesin şu deli gönül
sensiz gelen baharı?
bu hayın yürek
damarlara lav pompalar.
beynim, düşüncemi prangalar.
kör ankâlar döşümü gagalar…
yetmezmiş gibi,
gülümserken güneş âleme,
benim garip başıma
lapa lapa kar yağar.
hadi gel de erişsin bahar.
gel ki menevşeye kessin
geldiğin yollar.
gel gayrı, gel de bitsin
şu bedbaht zamanlar.
el-âlem gibi ben de
tadına varayım baharın;
öyle özledim yâr!
engin...
gece yargıcı
en umulmadık zamanlarda,
hep tedbirsiz anlarda
çıkar karşıma
acımasız yargıcım.
onlarca kez kalem kırar
kılı bile kıpırdamadan,
sabaha kadar.
ben, yüzlerce kez savrulurum
ölümle yaşam arasında;
yokluğunda.
o yüzdendir, her şafakta
bozar idam kararını yargıcım,
yokluğuna hüküm verir.
bilir, cezanın en ağırını!
engin..
hep tedbirsiz anlarda
çıkar karşıma
acımasız yargıcım.
onlarca kez kalem kırar
kılı bile kıpırdamadan,
sabaha kadar.
ben, yüzlerce kez savrulurum
ölümle yaşam arasında;
yokluğunda.
o yüzdendir, her şafakta
bozar idam kararını yargıcım,
yokluğuna hüküm verir.
bilir, cezanın en ağırını!
engin..
9 Kasım 2007 Cuma
baharda sevmek
güzeldir sevmek baharda;
her ne kadar
sığmasa da asırlara.
baharda bir başkadır yürek.
yaşayanlar bilse gerek:
baharda tüm düşünceler,
sevmek, sevmek, sevmek.
engin...
her ne kadar
sığmasa da asırlara.
baharda bir başkadır yürek.
yaşayanlar bilse gerek:
baharda tüm düşünceler,
sevmek, sevmek, sevmek.
engin...
o yüzden
mümkünü yok,
tarifsiz bu sevda.
belki de o yüzden
sevmediğimi sanıyorsun.
oysa, yanılıyorsun.
her an içimde,
durmadan kanıyorsun.
engin...
tarifsiz bu sevda.
belki de o yüzden
sevmediğimi sanıyorsun.
oysa, yanılıyorsun.
her an içimde,
durmadan kanıyorsun.
engin...
o yüzden
mümkünü yok,
tarifsiz bu sevda.
belki de o yüzden
sevmediğimi sanıyorsun.
oysa, yanılıyorsun.
her an içimde,
durmadan kanıyorsun.
engin...
hücre
çepeçevre dünya
dar gelirken gövdeme,
başım değiyorken
gök kubbeye,
gözlerinde mahpus kalmak…
ne ağır, bilir misin?
engin...
dar gelirken gövdeme,
başım değiyorken
gök kubbeye,
gözlerinde mahpus kalmak…
ne ağır, bilir misin?
engin...
sen yokken
ne zaman adını ansam
bir yumruk çöker boğazıma,
nefesim darlanır.
ne zaman gecenin bir yarısı
uykudan uyanıp
baksam karanlık göğe,
gözlerin gökte yıldızlanır.
ve ne zaman
iki sevgili görsem
sarmaş dolaş...
düşer kollarım iki yana,
öylece kalakalır.
ENGİN..
bir yumruk çöker boğazıma,
nefesim darlanır.
ne zaman gecenin bir yarısı
uykudan uyanıp
baksam karanlık göğe,
gözlerin gökte yıldızlanır.
ve ne zaman
iki sevgili görsem
sarmaş dolaş...
düşer kollarım iki yana,
öylece kalakalır.
ENGİN..
8 Kasım 2007 Perşembe
gelmedin
her kapı çalındığında
titredi yüreğim.
her telefon çığlığında,
bir ümit,
sesini bekledim.
hep yollara baktım pencereden,
çıkıverirsin diye
belki köşeden.
geceleri sabah ettim.
uyurken gelirsen hani,
çalarsın kapıyı da
duymam diye,
nöbet bekledim.
gelmedin yâr!
belli ki memnunsun
gittiğin yerden.
ne kendin geldin,
ne bir haber var senden...
engin..
titredi yüreğim.
her telefon çığlığında,
bir ümit,
sesini bekledim.
hep yollara baktım pencereden,
çıkıverirsin diye
belki köşeden.
geceleri sabah ettim.
uyurken gelirsen hani,
çalarsın kapıyı da
duymam diye,
nöbet bekledim.
gelmedin yâr!
belli ki memnunsun
gittiğin yerden.
ne kendin geldin,
ne bir haber var senden...
engin..
yansın içim
kılıcı kınıyla,
ateşi maşayla taşımalı...
ya seni?!
yüreğin içinde,
tâ içinde taşımalı seni
ey sevgili!
öyle sarmalayıp saklamalı
ki elim değil
içim yansın.
ateşi maşayla taşımalı...
ya seni?!
yüreğin içinde,
tâ içinde taşımalı seni
ey sevgili!
öyle sarmalayıp saklamalı
ki elim değil
içim yansın.
yalnız kukumav
öyle bir zor iner ki akşam;
tarifsizdir,
gökten döne döne inen hüzün.
öyle bir sarılır ki boğazıma,
nefes aldırmaz
nar-ı hasret.
ve, her akşam
aynı çileyi, silbaştan
çekerim; yapayalnız.
ne sesin vardır,
ne kokun..
ben, senden mahrum,
ben, yalnız kukumav.
uyku da nedir?
ağarana dek semâ
seni düşünür dururum.
engin..
tarifsizdir,
gökten döne döne inen hüzün.
öyle bir sarılır ki boğazıma,
nefes aldırmaz
nar-ı hasret.
ve, her akşam
aynı çileyi, silbaştan
çekerim; yapayalnız.
ne sesin vardır,
ne kokun..
ben, senden mahrum,
ben, yalnız kukumav.
uyku da nedir?
ağarana dek semâ
seni düşünür dururum.
engin..
tamir
kırılmış bir vazo gibi;
ne kadar onarılsa da
izleri hâlâ bellidir.
ve hiç bir zaman da
eskisi gibi olmayacak;
zavallı yüreğim...
engin..
ne kadar onarılsa da
izleri hâlâ bellidir.
ve hiç bir zaman da
eskisi gibi olmayacak;
zavallı yüreğim...
engin..
4 Ekim 2007 Perşembe
22 Eylül 2007 Cumartesi
17 Eylül 2007 Pazartesi
uyan yarim
Uyan yarim, uyan, söndü yıldızlar,
Gün, karşı tepeden doğmak üzredir.
Her sabah güneşi seyreden kızlar,
Mahmur gözlerini oğmak üzredir.
Uyan yarim, sesler geldi derinden,
Karanlık oynadı, koptu yerinden;
İlk ışık, kapının eşiklerinden,
Şimdi bir gölgeyi koğmak üzredir.
Sevgilim, kapımı çaldı aydınlık,
Baygın gözlerimi aldı aydınlık,
İçimde tıkandı, kaldı ayrılık,
Bu aydınlık beni boğmak üzredir.
Necip Fazıl.
Gün, karşı tepeden doğmak üzredir.
Her sabah güneşi seyreden kızlar,
Mahmur gözlerini oğmak üzredir.
Uyan yarim, sesler geldi derinden,
Karanlık oynadı, koptu yerinden;
İlk ışık, kapının eşiklerinden,
Şimdi bir gölgeyi koğmak üzredir.
Sevgilim, kapımı çaldı aydınlık,
Baygın gözlerimi aldı aydınlık,
İçimde tıkandı, kaldı ayrılık,
Bu aydınlık beni boğmak üzredir.
Necip Fazıl.
tam otuz yıl
Tam otuz yıldır saatim işlemiş ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...
Necip Fazıl.
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...
Necip Fazıl.
yolcu yolunda
I
yolcu yolunda derler.
derler de, çekip giderler.
giderler de dönmezler.
hiç mi özlemezler?
hiç mi bilmezler?
bizi düşünmezler;
hep giderler, giderler...
II
yolcu yolunda dedik,
boyun büküp gittik.
sanki biz istedik,
sanki gurbeti sevdik!
sandılar düşünmedik,
biz hiç özlemedik!
kader dedik,
boyun eğdik...
engin..
yolcu yolunda derler.
derler de, çekip giderler.
giderler de dönmezler.
hiç mi özlemezler?
hiç mi bilmezler?
bizi düşünmezler;
hep giderler, giderler...
II
yolcu yolunda dedik,
boyun büküp gittik.
sanki biz istedik,
sanki gurbeti sevdik!
sandılar düşünmedik,
biz hiç özlemedik!
kader dedik,
boyun eğdik...
engin..
12 Eylül 2007 Çarşamba
senden gayrı
seni yazdım şiirlere.
seni okudum türkülerle.
ağladığımda bile,
sen vardın yaş diye
kirpiklerimde.
sendin rüyalarım;
hayallerim, umutlarım sen.
içtiğim su, aldığım nefes
sen, sen...
senden gayrı yok bir şey;
ben bile...
sensiz geçen her günde
yoktum bu âlemde.
engin..
seni okudum türkülerle.
ağladığımda bile,
sen vardın yaş diye
kirpiklerimde.
sendin rüyalarım;
hayallerim, umutlarım sen.
içtiğim su, aldığım nefes
sen, sen...
senden gayrı yok bir şey;
ben bile...
sensiz geçen her günde
yoktum bu âlemde.
engin..
hasret dedikleri
nice levendi tar-u mâr etti,
nice güzeli nâlan.
derdinden bil cümle aşık
feryat, figan.
bezdirdi çoklarını,
geçirdi candan.
kimi mecnun olup yandı,
kimi al kana boyandı,
çok azı sıkı dayandı,
onların da aklı ziyandı.
ey! hasret dedikleri...
ey, kâbuslar artığı kızıl kor!
nedir bu âlemin
çektiği senden?
engin..
nice güzeli nâlan.
derdinden bil cümle aşık
feryat, figan.
bezdirdi çoklarını,
geçirdi candan.
kimi mecnun olup yandı,
kimi al kana boyandı,
çok azı sıkı dayandı,
onların da aklı ziyandı.
ey! hasret dedikleri...
ey, kâbuslar artığı kızıl kor!
nedir bu âlemin
çektiği senden?
engin..
sen yokken
ne zaman adını ansam
bir yumruk çöker boğazıma,
nefesim darlanır.
ne zaman gecenin bir yarısı
uykudan uyanıp
baksam karanlık göğe,
gözlerin gökte yıldızlanır.
ve ne zaman
iki sevgili görsem
sarmaş dolaş...
düşer kollarım iki yana,
öylece kalakalır.
engin..
bir yumruk çöker boğazıma,
nefesim darlanır.
ne zaman gecenin bir yarısı
uykudan uyanıp
baksam karanlık göğe,
gözlerin gökte yıldızlanır.
ve ne zaman
iki sevgili görsem
sarmaş dolaş...
düşer kollarım iki yana,
öylece kalakalır.
engin..
11 Eylül 2007 Salı
renkli bilyeler
bak anne!
benim de bilyelerim var artık,
rengârenk, avuç avuç...
param da var.
ama ne o bilyelere heveslendiğim çağım,
ne de o çocuğun
pırıltılı gözleri var.
bilyelerim var şimdi;
hani çok isteyip te alamadığım.
lâkin bir çok şeyim yok!
mesela, çocukluğum,
ya da yitik gençliğim;
umutlarım,
sevdalarım,
düşlerim, hayallerim...
sırtımda hayat var anne!
hem de ölesiye ağır.
ne kadar acımasız,
pırıltısız...
benim de bilyelerim var artık,
rengârenk, avuç avuç...
param da var.
ama ne o bilyelere heveslendiğim çağım,
ne de o çocuğun
pırıltılı gözleri var.
bilyelerim var şimdi;
hani çok isteyip te alamadığım.
lâkin bir çok şeyim yok!
mesela, çocukluğum,
ya da yitik gençliğim;
umutlarım,
sevdalarım,
düşlerim, hayallerim...
sırtımda hayat var anne!
hem de ölesiye ağır.
ne kadar acımasız,
pırıltısız...
10 Eylül 2007 Pazartesi
beş kuruşa hayaller.
çocuklar ağlamıyor bugün,
hepsinin karnı tok.
ağlamayınca çocuklar
anaları da gülüyor;
gülüyor tüm insanlar.
ve kör kurşunlara
gitmiyor gencecik fidanlar.
kimsenin muhtacı yok,
çalmıyor kimse.
yeşile kesmiş Anadolunun bozkırı
orman-orman, çiçek-çiçek.
bak el sallıyor rençber
gülümsüyor tarlasında.
bu da müesseseden...
unutanlara, unutturanlara.
kısır ruhlara,
çorak dimağlara!
para istemez
bu kadarcık hayale...
hepsinin karnı tok.
ağlamayınca çocuklar
anaları da gülüyor;
gülüyor tüm insanlar.
ve kör kurşunlara
gitmiyor gencecik fidanlar.
kimsenin muhtacı yok,
çalmıyor kimse.
yeşile kesmiş Anadolunun bozkırı
orman-orman, çiçek-çiçek.
bak el sallıyor rençber
gülümsüyor tarlasında.
bu da müesseseden...
unutanlara, unutturanlara.
kısır ruhlara,
çorak dimağlara!
para istemez
bu kadarcık hayale...
müsrif
bir gün daha geçip gitti
beyhûde, bomboş.
ne bir sevgi yaşandı,
ne bir aşk tükendi.
ne iyilik vardı içinde,
ne kötülük, bir parça...
yitik bir gündü bu gün;
ziyan bir gün.
kim bilir kaçıncı
bitik gün.
olmaz ki böyle müsriflik!
engin..
beyhûde, bomboş.
ne bir sevgi yaşandı,
ne bir aşk tükendi.
ne iyilik vardı içinde,
ne kötülük, bir parça...
yitik bir gündü bu gün;
ziyan bir gün.
kim bilir kaçıncı
bitik gün.
olmaz ki böyle müsriflik!
engin..
5 Eylül 2007 Çarşamba
beyhûde
geçiyor beyhûde şu garip ömrüm
varayım yar yanına , feda edeyim.
senden ayrı bu dünya en ağır zulüm,
eremezsem murada söyle neyleyim?
en karanlık zindandan daha da kara,
ne zaman döner bu gece sabaha?
tüketecek tâkatim kalmadı vâh'a,
doğacak o şafağı nasıl göreyim?
kılavuzum yok artık, düşmüşüm dara.
dağlarım yüreğimi her daim nâra.
yokluğundur içimde onulmaz yara
yaramın merhemini kimden alayım?
bulunmaz bu derde em, yâr senden gayrı.
sensiz iken olmuyor ömrümün hayrı.
çekilmiyor bu çile özünden ayrı,
söyle, seni döşümden nasıl atayım?
yılmaz'ım, yılmaz idim hiç bir dâreden,
gör ki yüreğime yazdı seni Yaradan.
ben umudu kestim artık emden çareden,
gayrı kazıp mezarımı, yatıp öleyim.
engin..
varayım yar yanına , feda edeyim.
senden ayrı bu dünya en ağır zulüm,
eremezsem murada söyle neyleyim?
en karanlık zindandan daha da kara,
ne zaman döner bu gece sabaha?
tüketecek tâkatim kalmadı vâh'a,
doğacak o şafağı nasıl göreyim?
kılavuzum yok artık, düşmüşüm dara.
dağlarım yüreğimi her daim nâra.
yokluğundur içimde onulmaz yara
yaramın merhemini kimden alayım?
bulunmaz bu derde em, yâr senden gayrı.
sensiz iken olmuyor ömrümün hayrı.
çekilmiyor bu çile özünden ayrı,
söyle, seni döşümden nasıl atayım?
yılmaz'ım, yılmaz idim hiç bir dâreden,
gör ki yüreğime yazdı seni Yaradan.
ben umudu kestim artık emden çareden,
gayrı kazıp mezarımı, yatıp öleyim.
engin..
bitmeyen senfoni
ne zaman son bulacağını
sansam,
o zaman yeniden başlar
bitmeyen senfoni...
acının ve yalnızlığın,
sevdanın ve ayrılığın
muhteşem ritmi.
engin..
sansam,
o zaman yeniden başlar
bitmeyen senfoni...
acının ve yalnızlığın,
sevdanın ve ayrılığın
muhteşem ritmi.
engin..
4 Eylül 2007 Salı
bir cin şiiri
Davacı zengin, davalı yoksulsa
Zenginden yana işler yasa
Davacı yoksul, davalı zenginse
Davalıda kalır yine nizali arsa
Davacı da davalı da zenginse davada
Özür diler cekilir aradan kadı.
Davacı da davalı da yoksulsa, bak,
Sade o zaman iste yerini bulur hak.
Can Yücel
Zenginden yana işler yasa
Davacı yoksul, davalı zenginse
Davalıda kalır yine nizali arsa
Davacı da davalı da zenginse davada
Özür diler cekilir aradan kadı.
Davacı da davalı da yoksulsa, bak,
Sade o zaman iste yerini bulur hak.
Can Yücel
bayramlık
Koyunlar keçiler ve koçlar için
Ne kadar bayramsa Kurban Bayramı
Bu barış var ya, bu barış
Cephedekiler için o kadar barış
Can Yücel
Ne kadar bayramsa Kurban Bayramı
Bu barış var ya, bu barış
Cephedekiler için o kadar barış
Can Yücel
bitti derken
bir rüzgâr eser,
kalan son kırıntıları da
savurur göğe doğru.
içinde bir ferahlık;
kanatların var sanırsın
omuz başlarında.
son küller de savruldu ya..
hani, hepsi bitti ya!
bilmezsin, esen rüzgâr
en derinlerde bir yerde
bir çıngı canlandırır.
bilmezsin,
söndü derken yeniden
içini aynı yangın alır.
ondan sonra,
kanatlanıp uçsan
nereye gideceksin?...
kalan son kırıntıları da
savurur göğe doğru.
içinde bir ferahlık;
kanatların var sanırsın
omuz başlarında.
son küller de savruldu ya..
hani, hepsi bitti ya!
bilmezsin, esen rüzgâr
en derinlerde bir yerde
bir çıngı canlandırır.
bilmezsin,
söndü derken yeniden
içini aynı yangın alır.
ondan sonra,
kanatlanıp uçsan
nereye gideceksin?...
aklıma girmese gözlerin
şöyle yürek dolusu anlatabilsem seni,
kâfi geliverse şu zavallı kelimeler...
karışmasa aklım, kalem eldeyken,
aklıma girmese gözlerin...
kim bilir neler yazardım?
şunca yazdığım gibi yavan,
tadı tuzu kararsız kalmazdı.
sayfalar yetmez,
kalem iflah olmazdı.
ama, neyleyim hep aynı!
ne zaman ki kalem elde,
gözlerin içimde yâr.
işte tam da orada aklım durur,
kalem bildiğini yazar.
anlatabilseydim belki,
hani, derdim, azıcık şairsin;
gel gör ki iş yok bende,
aklım takılıyken gözlerinde.
kalem olunca yazan,
böyle fellik fellik saklanıyor
satır satır yazılan.
sadece yürek, azıcık avunan...
engin..
kâfi geliverse şu zavallı kelimeler...
karışmasa aklım, kalem eldeyken,
aklıma girmese gözlerin...
kim bilir neler yazardım?
şunca yazdığım gibi yavan,
tadı tuzu kararsız kalmazdı.
sayfalar yetmez,
kalem iflah olmazdı.
ama, neyleyim hep aynı!
ne zaman ki kalem elde,
gözlerin içimde yâr.
işte tam da orada aklım durur,
kalem bildiğini yazar.
anlatabilseydim belki,
hani, derdim, azıcık şairsin;
gel gör ki iş yok bende,
aklım takılıyken gözlerinde.
kalem olunca yazan,
böyle fellik fellik saklanıyor
satır satır yazılan.
sadece yürek, azıcık avunan...
engin..
düş hırsızları
gizli bahçelerinden düşler çalmıştık sevdanın.
o çalıntı düşleri bizim sanmıştık;
yaşamaya çalışmıştık.
düşlerdeki perilerden bile
hızlıydı daha da kanatlarımız,
ve onlardan daha uçarıydı
aşkımız...
ne gökyüzünün,
ne denizin mavisi
engel değildi bize;
tek bağımız, tek tutkumuzdu
sevdamız.
nasıl da atladık?
uyuyakaldık!...
aslında biz o düşleri
çalamadık.
çaldığımızı düşlerken
uykuya daldık.
baş aşağı düşerken yere,
uyandık!
ama, çok geç kaldık.
engin..
o çalıntı düşleri bizim sanmıştık;
yaşamaya çalışmıştık.
düşlerdeki perilerden bile
hızlıydı daha da kanatlarımız,
ve onlardan daha uçarıydı
aşkımız...
ne gökyüzünün,
ne denizin mavisi
engel değildi bize;
tek bağımız, tek tutkumuzdu
sevdamız.
nasıl da atladık?
uyuyakaldık!...
aslında biz o düşleri
çalamadık.
çaldığımızı düşlerken
uykuya daldık.
baş aşağı düşerken yere,
uyandık!
ama, çok geç kaldık.
engin..
3 Eylül 2007 Pazartesi
29 Ağustos 2007 Çarşamba
dönmeyen dünya
Bu gece yıldızlar söndü sanki.
Sanki ay ışığını tüketti.
Cıvıl cıvıl öten kuşlar ötmez,
Rengarenk açan çiçekler açmaz oldu.
Aslında biliyordum, farkındaydım herşeyin.
Ne yıldızlar sönmüş, ne de ay ışığını tüketmişti.
Ne kuşlar susmuş, ne de çiçekler durmuştu.
Sönen ışık gözlerindeki parıltı,
Susan ses sözlerindi aslında.
Duran ise sensiz zaten dönmeyen dünyamdı...
Şerife KOÇ
Sanki ay ışığını tüketti.
Cıvıl cıvıl öten kuşlar ötmez,
Rengarenk açan çiçekler açmaz oldu.
Aslında biliyordum, farkındaydım herşeyin.
Ne yıldızlar sönmüş, ne de ay ışığını tüketmişti.
Ne kuşlar susmuş, ne de çiçekler durmuştu.
Sönen ışık gözlerindeki parıltı,
Susan ses sözlerindi aslında.
Duran ise sensiz zaten dönmeyen dünyamdı...
Şerife KOÇ
28 Ağustos 2007 Salı
kaybolan yıllar
uçup gitti bir bir
o en güzel yıllar.
doymamışken daha
damarlarda yanan
deli akan kana.
şimdi içimizde saklı;
sinmiş, heyecanlar.
korkuları var artık,
dışarı çıkamazlar.
heyhat!
gidiyor elden gençlik.
kalmadı döşte dinçlik.
ağlasan kime ne?
yansan ne fayda?
engin..
o en güzel yıllar.
doymamışken daha
damarlarda yanan
deli akan kana.
şimdi içimizde saklı;
sinmiş, heyecanlar.
korkuları var artık,
dışarı çıkamazlar.
heyhat!
gidiyor elden gençlik.
kalmadı döşte dinçlik.
ağlasan kime ne?
yansan ne fayda?
engin..
mor akşamlar
yalnızlık içimde yanar kor gibi
eriyorum bitmeyen mor akşamlarda
sensiz bu duvarlar bana dar gibi
yorgunum bitmeyen mor akşamlarda.
hasretin içimde yanardağ gibi
yalnızlığım derin görünmez dibi
sensiz bu akşamlar işkence gibi
bitiyorum bitmeyen mor akşamlarda.
hüzün tomurcukları açtı bağrımda
sesin hâlâ çınlıyor kulaklarımda
kayboldum bir başıma yalnızlığımda
yitiyorum bitmeyen mor akşamlarda.
sensizliğin sancısı yürekte yara
giyemem artık beyaz her yanım kara
senden gayrı inan yok bana çare
soluyorum bitmeyen mor akşamlarda.
engin..
eriyorum bitmeyen mor akşamlarda
sensiz bu duvarlar bana dar gibi
yorgunum bitmeyen mor akşamlarda.
hasretin içimde yanardağ gibi
yalnızlığım derin görünmez dibi
sensiz bu akşamlar işkence gibi
bitiyorum bitmeyen mor akşamlarda.
hüzün tomurcukları açtı bağrımda
sesin hâlâ çınlıyor kulaklarımda
kayboldum bir başıma yalnızlığımda
yitiyorum bitmeyen mor akşamlarda.
sensizliğin sancısı yürekte yara
giyemem artık beyaz her yanım kara
senden gayrı inan yok bana çare
soluyorum bitmeyen mor akşamlarda.
engin..
27 Ağustos 2007 Pazartesi
cepten
bir yanımız noksan kalır hep
tamamladık derken diğerini;
olamayız hiç dört başı mamur,
yeni bir dert alıreskisinin yerini.
gülmek yasaklıdır bize
şöyle, ağız dolusu.
huzur desen tuz kararı:
çoğu zarar...
düşünüyorum da şöyle,
acaba ne´miz kâr?
ağaran saç bizim.
giden ömür, kezâ öyle.
para, mal?
mülk?
elde sıfır bana kalırsa.
külliyeten zarardayız aslında;
hep cepten gidiyor ömür.
11.05.2002
engin..
tamamladık derken diğerini;
olamayız hiç dört başı mamur,
yeni bir dert alıreskisinin yerini.
gülmek yasaklıdır bize
şöyle, ağız dolusu.
huzur desen tuz kararı:
çoğu zarar...
düşünüyorum da şöyle,
acaba ne´miz kâr?
ağaran saç bizim.
giden ömür, kezâ öyle.
para, mal?
mülk?
elde sıfır bana kalırsa.
külliyeten zarardayız aslında;
hep cepten gidiyor ömür.
11.05.2002
engin..
CIGARAYI ATTIM DENİZE
Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz
Gökyüzünün o meşhur maviliğinde
Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla
Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde
Alıp yaracak olsa yüreğini
Şimdi bir güvercinin
Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak
Önünde durulacak tam elinden tutulacak
Hangi bir elinden güzelim hangi bir
Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
Öbür elinde yetişkin bir günışığı
Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
Çalışan insanlar için akşamlara kadar
Toz duman içinde
Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun
Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
Bir cıgara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı durdu
1954
Cemal SÜREYA
Gökyüzünün o meşhur maviliğinde
Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla
Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde
Alıp yaracak olsa yüreğini
Şimdi bir güvercinin
Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak
Önünde durulacak tam elinden tutulacak
Hangi bir elinden güzelim hangi bir
Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
Öbür elinde yetişkin bir günışığı
Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
Çalışan insanlar için akşamlara kadar
Toz duman içinde
Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun
Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
Bir cıgara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı durdu
1954
Cemal SÜREYA
aklım çıkıyor
İçmeden resmine bakamıyorum
Kırılırsın diye aklım çıkıyor
İçince karşına çıkamıyorum
Darılırsın diye aklım çıkıyor...
Korkarım derdimi sana dökerken
Utanır gözümden yaşlar akarken
Uzunca yazamam belki okurken
Yorulursun diye aklım çıkıyor....
Yakasız gömleği giysem eğnime
Biricik resmini koysam koynuma
Ne zaman geçirsem ipi boynuma
Sarılırsın diye aklım çıkıyor.....
Her beden bir candan sorumlu sanma
Hey ! Ruhu kalbimi saran muamma...!
Benim bir kurşunluk işim var amma!
Vurulursun diye aklım çıkıyor....
Cemal Safi
Kırılırsın diye aklım çıkıyor
İçince karşına çıkamıyorum
Darılırsın diye aklım çıkıyor...
Korkarım derdimi sana dökerken
Utanır gözümden yaşlar akarken
Uzunca yazamam belki okurken
Yorulursun diye aklım çıkıyor....
Yakasız gömleği giysem eğnime
Biricik resmini koysam koynuma
Ne zaman geçirsem ipi boynuma
Sarılırsın diye aklım çıkıyor.....
Her beden bir candan sorumlu sanma
Hey ! Ruhu kalbimi saran muamma...!
Benim bir kurşunluk işim var amma!
Vurulursun diye aklım çıkıyor....
Cemal Safi
şafak sancısı
sancılıydı şafak gündoğumunda
uyku sersemiydi henüz kuşlar.
ve kursaklarına
bir lokma inmemişti daha...
duman altı odamın
açıp penceresini sessizce,
savurdum göğe
öldürdüğüm düşlerimi,
kimsecikler görmeden.
aç kuşlar kapıştılar
hepsini birer birer;
göremeden henüz
kimsecikler.
engin..
uyku sersemiydi henüz kuşlar.
ve kursaklarına
bir lokma inmemişti daha...
duman altı odamın
açıp penceresini sessizce,
savurdum göğe
öldürdüğüm düşlerimi,
kimsecikler görmeden.
aç kuşlar kapıştılar
hepsini birer birer;
göremeden henüz
kimsecikler.
engin..
24 Ağustos 2007 Cuma
vefa yok
vefa yok artık
ne yılda, ne ayda.
vefa yok yazda, baharda.
ortalık yerde
bir başınayım şimdi,
yalnızım karanlıkta.
vefa yokgiden sevgilide,
kadehte, meyde...
artık neyle avunup
kime güveneceğim
vefa yoksa çiçekli dalda bile?
nasıl bir gidişat ki bu?
nereye gidiyoruz böyle?...
ENGİN..
ne yılda, ne ayda.
vefa yok yazda, baharda.
ortalık yerde
bir başınayım şimdi,
yalnızım karanlıkta.
vefa yokgiden sevgilide,
kadehte, meyde...
artık neyle avunup
kime güveneceğim
vefa yoksa çiçekli dalda bile?
nasıl bir gidişat ki bu?
nereye gidiyoruz böyle?...
ENGİN..
meğer
bilmezdim senden önce,
tanımazdım içimde yıllardır
saklanan kuşu.
sayende duydum kanat seslerini.
seninle uçmayı belledi.
seninle kırdı zincirleri.
meğer
seni sevmekten ibaretmiş
dünya dediğim;
uçtukçabunu da öğrendim.
engin..
tanımazdım içimde yıllardır
saklanan kuşu.
sayende duydum kanat seslerini.
seninle uçmayı belledi.
seninle kırdı zincirleri.
meğer
seni sevmekten ibaretmiş
dünya dediğim;
uçtukçabunu da öğrendim.
engin..
bu ne telaş
bu ne telaştır böyle?
dur, soluklan biraz.
yaslan ardına da
seyret şu âlemi.
aç gönül gözünü de
gör şu halini.
kime yâr olmuş acun
ki sana kalsın?
yeter artık yediğin
üç-beş de garipler yesin..
bilmez misin?
cep dikmezler kefene.
ardınsıra gelmez
kendi öz malın.
girersin toprağa öylece;
yalın mı yalın.
engin..
dur, soluklan biraz.
yaslan ardına da
seyret şu âlemi.
aç gönül gözünü de
gör şu halini.
kime yâr olmuş acun
ki sana kalsın?
yeter artık yediğin
üç-beş de garipler yesin..
bilmez misin?
cep dikmezler kefene.
ardınsıra gelmez
kendi öz malın.
girersin toprağa öylece;
yalın mı yalın.
engin..
23 Ağustos 2007 Perşembe
Akdeniz yaraşıyor sana
Akdeniz yaraşıyor sana
Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin bir çocuk ağladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
....................
Can Yücel
Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin bir çocuk ağladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
....................
Can Yücel
kalakalacaksın
ve, döneceksin birgün
bu sokaklara,
bu parklara...
attığın her adımda,
gördüğün her yaprakta,
sallanan çocuklarda,
hatta yemlenen kuşlarda
senden hiç bir şey bulamayacaksın.
anlayacaksın, lâkin,
tren çoktan kalkmış,
son kuşlar uçmuş olacak.
sen;
bu şehrin yitiği,
bu sokakların yabanı...
bir benden değil,
bütün şehirden sildim seni!
benim olmadığın gibi
bu şehrin de olamayacaksın.
kalakalacaksın!...
engin..
bu sokaklara,
bu parklara...
attığın her adımda,
gördüğün her yaprakta,
sallanan çocuklarda,
hatta yemlenen kuşlarda
senden hiç bir şey bulamayacaksın.
anlayacaksın, lâkin,
tren çoktan kalkmış,
son kuşlar uçmuş olacak.
sen;
bu şehrin yitiği,
bu sokakların yabanı...
bir benden değil,
bütün şehirden sildim seni!
benim olmadığın gibi
bu şehrin de olamayacaksın.
kalakalacaksın!...
engin..
can dediğin kuşa benzer
can dediğin kuşa benzer
kaş arası, uçup gider
değerini vermez isen
kum misali tozup gider
cana cânan gereklidir
cânan cana gediklidir
oy, bu sevda şenliklidir!
boran gibi esip gider
can kuşunu sal semâya
semâdan bir bak dünyaya
sonra şükreyle Hüda´ya
sesin yâre kayar gider
aşığın sinesi taştı
taştı, yârine ulaştı
taş yürekler buna şaştı
şaşan aklı yitip gider
ozan oldun neler dedin
can kuşuna ne vad´ettin
eğer onu azâd ettin
sevdiğine uçar gider.
engin..
kaş arası, uçup gider
değerini vermez isen
kum misali tozup gider
cana cânan gereklidir
cânan cana gediklidir
oy, bu sevda şenliklidir!
boran gibi esip gider
can kuşunu sal semâya
semâdan bir bak dünyaya
sonra şükreyle Hüda´ya
sesin yâre kayar gider
aşığın sinesi taştı
taştı, yârine ulaştı
taş yürekler buna şaştı
şaşan aklı yitip gider
ozan oldun neler dedin
can kuşuna ne vad´ettin
eğer onu azâd ettin
sevdiğine uçar gider.
engin..
22 Ağustos 2007 Çarşamba
adsız şiirler
Ben size ne yaptım
Çağrı mı, armağan mı, ceza mı
Ne vardı böyle karşıma geçecek
Ben ne yazılar ne çizgiler yitirdim hatırlamadım
Ne var ki sizinki onlar gibi gitmeyecek
Artık olan oldu
Gitseniz gitmeseniz bir
Ben de düş kursam da kurmasam da
Aklıma yüzünüz gelecektir
Ben size ne yaptım,
Ne kötülüğüm dokundu size
İnanın - hoş niçin inanacaksınız-
Sizi şu ana kadar tanımazdım
İnanmak, bilmek yakışmaz size
Karşıma çıkmayacaktınız.
Karşımda bir resim gibi şimdi
Kuramadığım düşlerin çizdiği, siz
Hem gözüme hem düşünceme
Çakılıp kaldınız
Renklerinize ve biçimlerinize
Düş dışı gerçeklerin çizdiği siz
Beni benden çıkardınız
Beni benden aldınız
Göz görmeye-görmeye
Bir uzağa bıraktınız
Kendime dönmeye artık çok geç.
Özdemir Asaf
Çağrı mı, armağan mı, ceza mı
Ne vardı böyle karşıma geçecek
Ben ne yazılar ne çizgiler yitirdim hatırlamadım
Ne var ki sizinki onlar gibi gitmeyecek
Artık olan oldu
Gitseniz gitmeseniz bir
Ben de düş kursam da kurmasam da
Aklıma yüzünüz gelecektir
Ben size ne yaptım,
Ne kötülüğüm dokundu size
İnanın - hoş niçin inanacaksınız-
Sizi şu ana kadar tanımazdım
İnanmak, bilmek yakışmaz size
Karşıma çıkmayacaktınız.
Karşımda bir resim gibi şimdi
Kuramadığım düşlerin çizdiği, siz
Hem gözüme hem düşünceme
Çakılıp kaldınız
Renklerinize ve biçimlerinize
Düş dışı gerçeklerin çizdiği siz
Beni benden çıkardınız
Beni benden aldınız
Göz görmeye-görmeye
Bir uzağa bıraktınız
Kendime dönmeye artık çok geç.
Özdemir Asaf
adalet
İnsansız adalet olmaz
Adaletsiz insan olur mu?
Olur, olmaz olur mu!
Ama, olmaz olsun
Özdemir Asaf
Adaletsiz insan olur mu?
Olur, olmaz olur mu!
Ama, olmaz olsun
Özdemir Asaf
anlayış
anlayamazsın diyenler
anladığım kadar
anlayabilselerdi
anlaşılmayan bir şey
kalmayacaktı...
engin..
anladığım kadar
anlayabilselerdi
anlaşılmayan bir şey
kalmayacaktı...
engin..
müstehak!
söyle nedir, bu dünyanın anlamı?
şayet değil ise, yâr, seni sevmek.
niye nefes alayım desene, gayrı
sevmiyorsam seni, müstehak ölmek!
bir seni sevdim; bil pîr sevdim.
dünyaya seninle anlam verdim.
yeri, göğü hep aşkınla gezindim.
inkâr ediyorsam, müstehak ölmek!
ederim yoluna her şeyi feda.
tek dileğim Mevlâdan, olmasın cüdâ.
sen bu tüluata bir hoş sadâ,
bil ki dinlemiyorsam, müstehak ölmek!
daha ne diyeceğim, bilemem ki yâr;
dağda-taşta, kurtta-kuşta hatırın var.
sensiz iken bu dünya tabutvâri dar.
say ki yoksun; o zaman müstehak ölmek!
engin..
şayet değil ise, yâr, seni sevmek.
niye nefes alayım desene, gayrı
sevmiyorsam seni, müstehak ölmek!
bir seni sevdim; bil pîr sevdim.
dünyaya seninle anlam verdim.
yeri, göğü hep aşkınla gezindim.
inkâr ediyorsam, müstehak ölmek!
ederim yoluna her şeyi feda.
tek dileğim Mevlâdan, olmasın cüdâ.
sen bu tüluata bir hoş sadâ,
bil ki dinlemiyorsam, müstehak ölmek!
daha ne diyeceğim, bilemem ki yâr;
dağda-taşta, kurtta-kuşta hatırın var.
sensiz iken bu dünya tabutvâri dar.
say ki yoksun; o zaman müstehak ölmek!
engin..
21 Ağustos 2007 Salı
gitmeli..
akıp gitmeli bir zaman
avuçlarının arasından.
akıp gitmelibir sel suyu,
bir çavlan gibi
delice...
ummana karışmalı,
hatta kaybolmalı enginde.
ve geri dönmeli,
damakta sensizliğin buruk tadı,
yüreğin ucu yanıkken
hasretten.
sarılıp sımsıkı sana
ilelebet öylece kalmalı.
o ânı durdurmalı!
yalnız bir ben,
bir sen...
gerisi yok olmalı.
engin..
avuçlarının arasından.
akıp gitmelibir sel suyu,
bir çavlan gibi
delice...
ummana karışmalı,
hatta kaybolmalı enginde.
ve geri dönmeli,
damakta sensizliğin buruk tadı,
yüreğin ucu yanıkken
hasretten.
sarılıp sımsıkı sana
ilelebet öylece kalmalı.
o ânı durdurmalı!
yalnız bir ben,
bir sen...
gerisi yok olmalı.
engin..
yağmur delisi
yağmur yağıyor.
yaşlı çamın dalları arasından
bir kuşötüyor inatla.
ya, serseri yüreği,
ya da yağmur delisi;
benim gibi...
yağmur yağıyor,
kuş ötüyor,
ben ıslanıyorum.
engin..
yaşlı çamın dalları arasından
bir kuşötüyor inatla.
ya, serseri yüreği,
ya da yağmur delisi;
benim gibi...
yağmur yağıyor,
kuş ötüyor,
ben ıslanıyorum.
engin..
seni bekliyorken
sessiz ve masumdu deniz
kusur işlemiş çocuklar gibi.
örtmek ister gibiydi ay
kusurlarını;
arada bulutların ardına saklanıp.
ve kumsal,
kum taneleri kadar
hüzün doluydu;
ben oradayken,
yanımda sen yokken,
seni bekliyorken.
engin..
kusur işlemiş çocuklar gibi.
örtmek ister gibiydi ay
kusurlarını;
arada bulutların ardına saklanıp.
ve kumsal,
kum taneleri kadar
hüzün doluydu;
ben oradayken,
yanımda sen yokken,
seni bekliyorken.
engin..
20 Ağustos 2007 Pazartesi
nerdesin?
öyle bir yer...
ne saat belli,
ne takvim.
yalnızlığım acı,
yalnızlığım kadim.
asırlardır sensizim.
ne şarap o eski şarap,
ne mehtap o parlak mehtap.
her gece, şafağa dek
bu yürek
hicrandan bîtap.
yoksun ya,
hani,
yapayalnızım ya..
ondan bunlar,
hep ondan.
nerdesin?
engin..
ne saat belli,
ne takvim.
yalnızlığım acı,
yalnızlığım kadim.
asırlardır sensizim.
ne şarap o eski şarap,
ne mehtap o parlak mehtap.
her gece, şafağa dek
bu yürek
hicrandan bîtap.
yoksun ya,
hani,
yapayalnızım ya..
ondan bunlar,
hep ondan.
nerdesin?
engin..
tarifsiz
tarifsizdir çoğu kez
çekilen acı.
olmayınca anlatım
bulunmaz ilacı.
ne doktordur çare,
ne de otacı.
engin..
çekilen acı.
olmayınca anlatım
bulunmaz ilacı.
ne doktordur çare,
ne de otacı.
engin..
yeniden
deli bir rüzgâr
karıştırdı ortalığı.
fırtına kopuyor içimde.
küllenmiş ateşimi harladı
yangın yeri yüreğim
yeniden.
tam, bitip tükenmişken,
tam, yaralar kabuk bağlamışken,
tam,
onsuz da varım!
cesaretindeyken...
niye geçtin bu mahalleden?
niye?
niye gördü gözlerim?
ve, niye baktın gözlerime
eskisi gibi,
yeniden?!
deli gibi bir rüzgâr
karıştırdı gönlümü.
fırtınalar içindeyim;
ortalık toz, duman.
tam da
hayatla barışmışken
yeniden...
engin..
karıştırdı ortalığı.
fırtına kopuyor içimde.
küllenmiş ateşimi harladı
yangın yeri yüreğim
yeniden.
tam, bitip tükenmişken,
tam, yaralar kabuk bağlamışken,
tam,
onsuz da varım!
cesaretindeyken...
niye geçtin bu mahalleden?
niye?
niye gördü gözlerim?
ve, niye baktın gözlerime
eskisi gibi,
yeniden?!
deli gibi bir rüzgâr
karıştırdı gönlümü.
fırtınalar içindeyim;
ortalık toz, duman.
tam da
hayatla barışmışken
yeniden...
engin..
16 Ağustos 2007 Perşembe
Bodrum Hakimi
Bodrum Hakimi
O bir Cumhuriyet kadınıydı. Kendine güvenen, gözü pek ve kararlı. Kuşkusuz, onun kendine olan güveni, genç Türkiye Cumhuriyeti ile başlayan yepyeni dönemin dinamizmini ve umudunu da arkasına alıyordu.
Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinde 1906 yılında doğmuştu. Cumhuriyet ilan edildiğinde, 17 yaşındaydı. Atatürk'ün Türk kadınına verdiği onuru hakkıyla taşıyacak kadar güçlüydü.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiş ve Türkiye'nin ilk kadın hâkimlerinden birisi olmuştu. Genç Türkiye'nin mücadeleci ruhuna sahipti o. Hukukun, doğruluğun ve aydınlığın mücadelesi. En önemlisi, çağdaşlarından çok önce kendisine tanınan hakların sorumluluğunun bilincindeydi.
Bodrum'a 24 Eylül 1951 yılında geldi. 45 yaşındaydı. Genç mücadeleci ruhundan bir şey yitirmemişti ama, acı ve yenilgi artık tanıdığı şeylerdendi.
Milletvekili olmak, politikaya atılmak istemişti. Ama bu girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Hakkında çok az şey bildiğimiz bir nişanlısı vardı. Hâkime Hanım, Bodrum'a gelmeden önceki günlerde, Londra'da apandisit ameliyatında kaybetmişti çok sevdiği nişanlısını.
Geldiğinde kalbi kırık, umutları kırıktı. Ama o, Bodrum'da tıpkı Halikarnas Balıkçısı gibi, tıpkı Bodrum'un tarihine mal olmuş diğer pek çok kişi gibi, kendini burada yeniden yarattı. Mefharet Tüzün, artık "Bod-rum Hâkimi" idi. Yaşadığı yerle bütünleşen, adil, korkusuz ve dost.
Bodrum'da ilk eczaneyi açan Bodrumlu Halil Uslu ve eşi Nükhet Uslu' da o günlerde Bodrum'a yeni tayin olan, Halil Bey'in eski okul arkadaşı savcı Ahmet Türdü ile görüşmeye başladıklarında, Hâkime Hanım'la da tanışmış oldular. Savcı Ahmet Bey ve eşi Perihan Hanım, Halil Bey ve eşi Nükhet Hanım ile Hâkime Hanım çok yakın ve güzel bir dostluk ortamında görüşmeye başladılar. O zamanlar, yerliler kendi aralarında görüşürler ve bir kadının yalnız başına bir yere gitmesine iyi gözle bakmazlardı. Rum mahallesinde oturan Rumlar ise, 1938'li yıllarda Kumbahçe Mahallesi sahilinden denize mayoyla girecek kadar farklı bir yapıda idiler. O yıllarda denize mayoyla yalnızca Moda, Kalamış gibi İstanbul plajlarından girilebilirdi. Bir İstanbul kızı olan Nükhet Hanım, eşinin akrabalarıyla görüşmekten ve ev gezmelerinden hoşnut olsa da, eşinin akrabası Ahmet Nalbantoğlu'ndan başka pek kimse yoktu etrafında, entelektüel anlamda sohbet etmekten keyif aldığı. O yüzden Bodrum Hâkimi Mefharet Hanım'la kurdukları dostluk, hayatına bambaşka bir renk katmıştı. Mefharet Hanım'ın şakacı ve zeki yapısı, okudukları kitaplar ve yaşam üzerine yaptıkları sohbetlerle farklı bir zenginliğe ulaşmışlardı. Mefharet Hanım çok okuyan, kültürlü ve akıllı bir kadındı.
Nükhet Hanım, İstanbullu idi. Babası Mehmet Arif Lengiz, 1934 yılında Bodrum'a liman reisi olarak atandığı için, Nükhet Hanım öğrenciliği boyunca her yaz Bodrum'a gelirdi. Halil Bey'le de bu vesileyle, 15 günde bir İstanbul'dan Bodrum'a sefer yapan Erzurum Vapuru'nda tanışmıştı.
Savcı Ahmet Türdü, Halil Bey'in eski okul arkadaşıydı. Savcı Ahmet Bey Eşi Perihan Hanım'ın sözünden dışarı çıkmazdı. Hatta arkadaşları ona zaman zaman takılırdı bu konuda. Kılıbık olduğunu söylerlerdi.
Eşi Perihan Hanım, eşine sevgisini esirgemeyen, dirayetli ve sözünü bilen bir eşti. Sevgi, güven ve dostluğa dayalı iyi bir evlilikleri vardı.
Bu arkadaşlık ortamı, alışılagelmişin dışında idi. Çünkü Bodrum Hâkimi Mefharet Hanım, hâkim de olsa, ne kadar gözü pek ve mertte olsa, sonunda bir kadındı. Üstelik Bodrum gibi küçük bir kasabada yalnız yaşayan bir kadın... Geceleri bazen Halil Bey evine bırakırdı onu.
Geç saatlerde bıraktığı da olurdu. Mefharet Hanım, çekinmeden Halil Bey'in koluna girecek kadar güvenirdi dostluklarına.
Nükhet Hanım'da Bodrum'a İstanbul'dan gelin gelmişti. İstanbul Üniversitesi'nde felsefe okumuş, fakat eşi Halil Bey, o zamanın belediye başkanı Mümtaz Ataman'ın oğlu Ural Ataman'a özel ders vermesi dışında Bodrum'da mesleğini yapmasına müsaade etmemişti
Bir gün, Nükhet Hanım'a mahalleden bir komşusu gelip, imalı bir sesle "Duydun mu, Mefharet Hanım hamileymiş" deyince, Nükhet Hanımkendisine söylenen bu lafın nereye getirilmek istendiğini anlayıp, "Ya öyle mi, benim kocamdan mı hamile kaldı acaba?" diye kinayeli cevabını vermişti.
Bazı Bodrumlular, pek alışmadıkları bu tarz bir dostluğu yadırgıyor ve kendilerince yakıştırmalarda bulunuyorlardı. Kimi zaman Savcı Ahmet Bey ile, kimi zaman Halil Bey ile birlikte anılıyordu Mefharet Hanım'ın adı. Mutlaka üzülüyorlardı, böylesi güzel dostlukların bu kadar seviyesiz bahanelere dayandırılmasına. Ama ne eşleri, ne kendileri ne de Mefharet Hanım böyle söylentilere kulak asmadılar.
Sık sık "Ay" isimli sünger teknesi ile denize açılırlar, şen şakrak şarkılar söyler, eğlenirlerdi. Denize girer, güneşlenirlerdi. Hatta bir keresinde, teknenin motorunu kasıtlı olarak bozup, "uskur attı" bahanesiyle, karşı adaya gitmişlerdi.
Halil Bey, Nükhet Hanım ve Mefharet Hanım, İzmir Fuar'ına gittiklerinde, Mefharet Hanım'ın erkek kardeşinin oğlu olan, şimdi İstanbul'da jinekolog doktorluk yapan Fahir Tüzün de, dayısıyla İzmir Fuarı'nı görmek için gelmişti. Fahir Tüzün'ün dayısı, Mefharet Hanım'la evlenmek istiyordu. İki kez evlenmek talebinde bulunmuş, ama Mefharet Hanım evlenmek istememişti. Mefharet Hanım, bu yüzden yeğeni Fahir'e onlarla kalmak istemediğini, çok yakın arkadaşı Nükhet Hanım ve Halil Bey'le otelde kalacağını söylemişti.
Nükhet Hanım, tanınmış bir Bodrumluyu (Nükhet Hanım bu kişinin adını söylemek istemedi) bile mâhkum etmekten çekinmeyen Hâkime Hanım'ın bu kararı yüzünden sabahlara kadar uyuyamamış ama Bodrum Hâkimi bu kararı vermekten bir an bile çekinmemişti.
Mefharet Hanım'ın Tavşanlı'dan gelirken kendisine ev işlerinde yardım etmesi için beraberinde getirdiği bir yardımcısı vardı. Güvendiği bir kızdı. Oturdukları ev, kaymakamın oturduğu evin yanında idi. Bir gün, evin etrafında silahlar patladı ve kavga çıktı. Ev gece gündüz korunduğu için, etrafında her zaman silahlı korumalar vardı. Bu yüzden de olay büyüdü. Kavganın yardımcı kız için çıktığı ve bu kızın Hâkime Hanım'ın evde olmadığı zamanlarda eve erkek arkadaşını aldığı ortaya çıkınca, Hâkime Hanım çok üzüldü.
Bu olaydan sonra sık sık intiharı düşünür oldu. İntihar düşüncesine sebep bu olay değildi elbette. Mefharet Hanım, Bodrum'a gelmeden önce de bir kez intihara kalkışmış ama kurtarılmıştı. Dostlarına da düşüncesinden bahsetmeye başlamıştı, hatta onlardan intiharına yardım etmelerini istiyordu. Dostları, işin ciddiyetinin farkında olarak onu vazgeçirmeye çalıştılar. Hatta, kendilerini zan altında bırakacağını bile söylediler. Nitekim, ilaç içip kendini öldürmeye çalıştığı girişiminde, eczacı Halil Uslu ve doktor Hüseyin Misoğlu durumu fark edip, onu kurtardı.
Ama Mefharet Hanım, kararlıydı. İlaç içerek ölmek girişiminin engellenmesinden bir gün sonra kendini astı. 17 Mayıs 1954 günü her zamanki saatinde iş yerine gitmeyince, Adliye'den evine giden davalı Bekir Akkaya, onun asılı bedenini açık olan penceresinden gördü.
Yeğeni Fahir Tüzün'e haber verildi. Fahir Bey ve dayısı, Mefharet Hanım'ı almaya geldiler. Cesedine otopsi yapıldı. Fahir Bey'in dayısı, Nükhet Hanım'ın unutamayacağı şu sözleri söyledi, otopsiden sonra: "Bu kavuşmayı çok istediğim kadını otopside göreceğim hiçbir zaman aklıma gelmeyecek bir şeydi..."
Onun ölümü, büyük yankı uyandırdı. En küçük köye kadar haberi ulaştı ve tüm Bodrumlular bundan büyük üzüntü duydular.
Mefharet Hanım'ın kaybettiği anlam, hayatı mıydı, inandıkları mıydı bilinmez. Belki de o gittiği bilinmeyen ülke de, kendisinden önce oraya giden nişanlısına kavuşmayı umut ediyordu.
Hiç birimiz bunu bilemeyeceğiz.
O, arkasında adını türkülerde yaşatarak ölümsüz kılan ve ardından tek kötü laf söyletmeyecek bir Bodrum halkı bıraktığını bilebilecek midir acaba ..
Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinde 1906 yılında doğmuştu. Cumhuriyet ilan edildiğinde, 17 yaşındaydı. Atatürk'ün Türk kadınına verdiği onuru hakkıyla taşıyacak kadar güçlüydü.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiş ve Türkiye'nin ilk kadın hâkimlerinden birisi olmuştu. Genç Türkiye'nin mücadeleci ruhuna sahipti o. Hukukun, doğruluğun ve aydınlığın mücadelesi. En önemlisi, çağdaşlarından çok önce kendisine tanınan hakların sorumluluğunun bilincindeydi.
Bodrum'a 24 Eylül 1951 yılında geldi. 45 yaşındaydı. Genç mücadeleci ruhundan bir şey yitirmemişti ama, acı ve yenilgi artık tanıdığı şeylerdendi.
Milletvekili olmak, politikaya atılmak istemişti. Ama bu girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Hakkında çok az şey bildiğimiz bir nişanlısı vardı. Hâkime Hanım, Bodrum'a gelmeden önceki günlerde, Londra'da apandisit ameliyatında kaybetmişti çok sevdiği nişanlısını.
Geldiğinde kalbi kırık, umutları kırıktı. Ama o, Bodrum'da tıpkı Halikarnas Balıkçısı gibi, tıpkı Bodrum'un tarihine mal olmuş diğer pek çok kişi gibi, kendini burada yeniden yarattı. Mefharet Tüzün, artık "Bod-rum Hâkimi" idi. Yaşadığı yerle bütünleşen, adil, korkusuz ve dost.
Bodrum'da ilk eczaneyi açan Bodrumlu Halil Uslu ve eşi Nükhet Uslu' da o günlerde Bodrum'a yeni tayin olan, Halil Bey'in eski okul arkadaşı savcı Ahmet Türdü ile görüşmeye başladıklarında, Hâkime Hanım'la da tanışmış oldular. Savcı Ahmet Bey ve eşi Perihan Hanım, Halil Bey ve eşi Nükhet Hanım ile Hâkime Hanım çok yakın ve güzel bir dostluk ortamında görüşmeye başladılar. O zamanlar, yerliler kendi aralarında görüşürler ve bir kadının yalnız başına bir yere gitmesine iyi gözle bakmazlardı. Rum mahallesinde oturan Rumlar ise, 1938'li yıllarda Kumbahçe Mahallesi sahilinden denize mayoyla girecek kadar farklı bir yapıda idiler. O yıllarda denize mayoyla yalnızca Moda, Kalamış gibi İstanbul plajlarından girilebilirdi. Bir İstanbul kızı olan Nükhet Hanım, eşinin akrabalarıyla görüşmekten ve ev gezmelerinden hoşnut olsa da, eşinin akrabası Ahmet Nalbantoğlu'ndan başka pek kimse yoktu etrafında, entelektüel anlamda sohbet etmekten keyif aldığı. O yüzden Bodrum Hâkimi Mefharet Hanım'la kurdukları dostluk, hayatına bambaşka bir renk katmıştı. Mefharet Hanım'ın şakacı ve zeki yapısı, okudukları kitaplar ve yaşam üzerine yaptıkları sohbetlerle farklı bir zenginliğe ulaşmışlardı. Mefharet Hanım çok okuyan, kültürlü ve akıllı bir kadındı.
Nükhet Hanım, İstanbullu idi. Babası Mehmet Arif Lengiz, 1934 yılında Bodrum'a liman reisi olarak atandığı için, Nükhet Hanım öğrenciliği boyunca her yaz Bodrum'a gelirdi. Halil Bey'le de bu vesileyle, 15 günde bir İstanbul'dan Bodrum'a sefer yapan Erzurum Vapuru'nda tanışmıştı.
Savcı Ahmet Türdü, Halil Bey'in eski okul arkadaşıydı. Savcı Ahmet Bey Eşi Perihan Hanım'ın sözünden dışarı çıkmazdı. Hatta arkadaşları ona zaman zaman takılırdı bu konuda. Kılıbık olduğunu söylerlerdi.
Eşi Perihan Hanım, eşine sevgisini esirgemeyen, dirayetli ve sözünü bilen bir eşti. Sevgi, güven ve dostluğa dayalı iyi bir evlilikleri vardı.
Bu arkadaşlık ortamı, alışılagelmişin dışında idi. Çünkü Bodrum Hâkimi Mefharet Hanım, hâkim de olsa, ne kadar gözü pek ve mertte olsa, sonunda bir kadındı. Üstelik Bodrum gibi küçük bir kasabada yalnız yaşayan bir kadın... Geceleri bazen Halil Bey evine bırakırdı onu.
Geç saatlerde bıraktığı da olurdu. Mefharet Hanım, çekinmeden Halil Bey'in koluna girecek kadar güvenirdi dostluklarına.
Nükhet Hanım'da Bodrum'a İstanbul'dan gelin gelmişti. İstanbul Üniversitesi'nde felsefe okumuş, fakat eşi Halil Bey, o zamanın belediye başkanı Mümtaz Ataman'ın oğlu Ural Ataman'a özel ders vermesi dışında Bodrum'da mesleğini yapmasına müsaade etmemişti
Bir gün, Nükhet Hanım'a mahalleden bir komşusu gelip, imalı bir sesle "Duydun mu, Mefharet Hanım hamileymiş" deyince, Nükhet Hanımkendisine söylenen bu lafın nereye getirilmek istendiğini anlayıp, "Ya öyle mi, benim kocamdan mı hamile kaldı acaba?" diye kinayeli cevabını vermişti.
Bazı Bodrumlular, pek alışmadıkları bu tarz bir dostluğu yadırgıyor ve kendilerince yakıştırmalarda bulunuyorlardı. Kimi zaman Savcı Ahmet Bey ile, kimi zaman Halil Bey ile birlikte anılıyordu Mefharet Hanım'ın adı. Mutlaka üzülüyorlardı, böylesi güzel dostlukların bu kadar seviyesiz bahanelere dayandırılmasına. Ama ne eşleri, ne kendileri ne de Mefharet Hanım böyle söylentilere kulak asmadılar.
Sık sık "Ay" isimli sünger teknesi ile denize açılırlar, şen şakrak şarkılar söyler, eğlenirlerdi. Denize girer, güneşlenirlerdi. Hatta bir keresinde, teknenin motorunu kasıtlı olarak bozup, "uskur attı" bahanesiyle, karşı adaya gitmişlerdi.
Halil Bey, Nükhet Hanım ve Mefharet Hanım, İzmir Fuar'ına gittiklerinde, Mefharet Hanım'ın erkek kardeşinin oğlu olan, şimdi İstanbul'da jinekolog doktorluk yapan Fahir Tüzün de, dayısıyla İzmir Fuarı'nı görmek için gelmişti. Fahir Tüzün'ün dayısı, Mefharet Hanım'la evlenmek istiyordu. İki kez evlenmek talebinde bulunmuş, ama Mefharet Hanım evlenmek istememişti. Mefharet Hanım, bu yüzden yeğeni Fahir'e onlarla kalmak istemediğini, çok yakın arkadaşı Nükhet Hanım ve Halil Bey'le otelde kalacağını söylemişti.
Nükhet Hanım, tanınmış bir Bodrumluyu (Nükhet Hanım bu kişinin adını söylemek istemedi) bile mâhkum etmekten çekinmeyen Hâkime Hanım'ın bu kararı yüzünden sabahlara kadar uyuyamamış ama Bodrum Hâkimi bu kararı vermekten bir an bile çekinmemişti.
Mefharet Hanım'ın Tavşanlı'dan gelirken kendisine ev işlerinde yardım etmesi için beraberinde getirdiği bir yardımcısı vardı. Güvendiği bir kızdı. Oturdukları ev, kaymakamın oturduğu evin yanında idi. Bir gün, evin etrafında silahlar patladı ve kavga çıktı. Ev gece gündüz korunduğu için, etrafında her zaman silahlı korumalar vardı. Bu yüzden de olay büyüdü. Kavganın yardımcı kız için çıktığı ve bu kızın Hâkime Hanım'ın evde olmadığı zamanlarda eve erkek arkadaşını aldığı ortaya çıkınca, Hâkime Hanım çok üzüldü.
Bu olaydan sonra sık sık intiharı düşünür oldu. İntihar düşüncesine sebep bu olay değildi elbette. Mefharet Hanım, Bodrum'a gelmeden önce de bir kez intihara kalkışmış ama kurtarılmıştı. Dostlarına da düşüncesinden bahsetmeye başlamıştı, hatta onlardan intiharına yardım etmelerini istiyordu. Dostları, işin ciddiyetinin farkında olarak onu vazgeçirmeye çalıştılar. Hatta, kendilerini zan altında bırakacağını bile söylediler. Nitekim, ilaç içip kendini öldürmeye çalıştığı girişiminde, eczacı Halil Uslu ve doktor Hüseyin Misoğlu durumu fark edip, onu kurtardı.
Ama Mefharet Hanım, kararlıydı. İlaç içerek ölmek girişiminin engellenmesinden bir gün sonra kendini astı. 17 Mayıs 1954 günü her zamanki saatinde iş yerine gitmeyince, Adliye'den evine giden davalı Bekir Akkaya, onun asılı bedenini açık olan penceresinden gördü.
Yeğeni Fahir Tüzün'e haber verildi. Fahir Bey ve dayısı, Mefharet Hanım'ı almaya geldiler. Cesedine otopsi yapıldı. Fahir Bey'in dayısı, Nükhet Hanım'ın unutamayacağı şu sözleri söyledi, otopsiden sonra: "Bu kavuşmayı çok istediğim kadını otopside göreceğim hiçbir zaman aklıma gelmeyecek bir şeydi..."
Onun ölümü, büyük yankı uyandırdı. En küçük köye kadar haberi ulaştı ve tüm Bodrumlular bundan büyük üzüntü duydular.
Mefharet Hanım'ın kaybettiği anlam, hayatı mıydı, inandıkları mıydı bilinmez. Belki de o gittiği bilinmeyen ülke de, kendisinden önce oraya giden nişanlısına kavuşmayı umut ediyordu.
Hiç birimiz bunu bilemeyeceğiz.
O, arkasında adını türkülerde yaşatarak ölümsüz kılan ve ardından tek kötü laf söyletmeyecek bir Bodrum halkı bıraktığını bilebilecek midir acaba ..
15 Ağustos 2007 Çarşamba
aynalar
Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasad yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Necip Fazıl
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasad yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Necip Fazıl
ağlayan çocuklar
Kafesli evlerde ağlar çocuklar,
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümün önünde parlar,
Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz.
Ne vakit karanlık kaplasa yeri,
Başlar çocukların büyük kederi;
Bakınır, korkuyla dolu gözleri:
Ya artık bir daha olmazsa gündüz?
Gittikçe kesilir derken sedalar,
Gece; bir siyah el gözümü bağlar;
Duyarım, içime sığınmış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz...
Necip Fazıl
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümün önünde parlar,
Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz.
Ne vakit karanlık kaplasa yeri,
Başlar çocukların büyük kederi;
Bakınır, korkuyla dolu gözleri:
Ya artık bir daha olmazsa gündüz?
Gittikçe kesilir derken sedalar,
Gece; bir siyah el gözümü bağlar;
Duyarım, içime sığınmış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz...
Necip Fazıl
14 Ağustos 2007 Salı
Mavi Randevu
Mavi bir elbiseyle gelmiştin, gökyüzü maviydi..
Getirdiğin rüzgarla ev kokuyordun..
Kolun koluma değiyordu, omzun omzuma..
Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi..
Bin dokuz yüz kırk iki baharıydı
Bahçeli pencereler önünde geziyorduk,
Gözlerimiz buluşuyordu, ürperiyordum
Gökyüzü maviydi, mendilin maviydi
Sıcak nefesin yüzüme değiyordu
"Evlenebilir miyiz" diye sormuştum,
Yürüyüşün değişmiş, yüzün pembeleşmişti;
Mavi elbiseler içindeydin, gökyüzü maviydi.
Elini elime verdin, ayrılıyorduk,
Gözlerin gözlerimde, dudakların ıslak,
"Sık sık konuşalım" demiştin; gittin..
Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi..
Celal SILAY
Getirdiğin rüzgarla ev kokuyordun..
Kolun koluma değiyordu, omzun omzuma..
Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi..
Bin dokuz yüz kırk iki baharıydı
Bahçeli pencereler önünde geziyorduk,
Gözlerimiz buluşuyordu, ürperiyordum
Gökyüzü maviydi, mendilin maviydi
Sıcak nefesin yüzüme değiyordu
"Evlenebilir miyiz" diye sormuştum,
Yürüyüşün değişmiş, yüzün pembeleşmişti;
Mavi elbiseler içindeydin, gökyüzü maviydi.
Elini elime verdin, ayrılıyorduk,
Gözlerin gözlerimde, dudakların ıslak,
"Sık sık konuşalım" demiştin; gittin..
Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi..
Celal SILAY
zor
gitmek mi, zor olan
yoksa kalmak mı,
kim bilir?
giden bir ayrı yanar,
bir kavruk der derdini,
kalan bir ayrı...
bana sorsalar ya!
ikisi de
birbirinin aynı!
bir ucunda hasret,
diğerinde gurbet;
hem gitmesi zor,
hem kalıp beklemesi.
çeken bilir derdi.
o yüzdendir
giden bir ayrı ağlar,
kalan bir ayrı.
işte dostlar,
hem gittim yandım,
hem kaldım yandım.
demem odur ağdırmaz
ikisi de birbirini.
demem odur ondurmaz
ikisinden birini.
gurbet yok mu ucunda?
engin...
yoksa kalmak mı,
kim bilir?
giden bir ayrı yanar,
bir kavruk der derdini,
kalan bir ayrı...
bana sorsalar ya!
ikisi de
birbirinin aynı!
bir ucunda hasret,
diğerinde gurbet;
hem gitmesi zor,
hem kalıp beklemesi.
çeken bilir derdi.
o yüzdendir
giden bir ayrı ağlar,
kalan bir ayrı.
işte dostlar,
hem gittim yandım,
hem kaldım yandım.
demem odur ağdırmaz
ikisi de birbirini.
demem odur ondurmaz
ikisinden birini.
gurbet yok mu ucunda?
engin...
yar için
ben bir pınar olsam yol kenarında
yar gelip geçtikçe önümde dursa
kana kana içse akan suyumdan
ay yüzünün şavkı üstüme vursa
yüce dağdan aşan ince yol olsam
dağ başından doğru kıvrılıp insem
gurbetten sılaya yetip uzansam
yar beni çiğneyip sılaya varsa.
engin...
yar gelip geçtikçe önümde dursa
kana kana içse akan suyumdan
ay yüzünün şavkı üstüme vursa
yüce dağdan aşan ince yol olsam
dağ başından doğru kıvrılıp insem
gurbetten sılaya yetip uzansam
yar beni çiğneyip sılaya varsa.
engin...
10 Ağustos 2007 Cuma
tutmayan hesap
uymaz bir türlü hesabım;
tutturamam sevincin vaktini.
hep kıl payı kaçırırım
mutluluk trenini.
ne zaman ki ayrılık olacak,
nedense herkesten önce
ben gelmişimdir perona.
beklerim, boynu bükük,
hasret trenini.
ve, hep tehirli gelir
o uğursuz heyula.
ağırdır yükü çünkü.
kimsecikler kaçırmaz,
kaçıramaz bu treni;
aynı benim gibi.
engin...
tutturamam sevincin vaktini.
hep kıl payı kaçırırım
mutluluk trenini.
ne zaman ki ayrılık olacak,
nedense herkesten önce
ben gelmişimdir perona.
beklerim, boynu bükük,
hasret trenini.
ve, hep tehirli gelir
o uğursuz heyula.
ağırdır yükü çünkü.
kimsecikler kaçırmaz,
kaçıramaz bu treni;
aynı benim gibi.
engin...
9 Ağustos 2007 Perşembe
kaç mevsim aştı?
ilk yağmurla dönecektin...
nice yağmurlar
yağdı üstüme;
kaç mevsim aştı,
sayamadım.
ne oldu sana?
sahra'ya mı düştün yoksa?
hiç mi yağmur düşmez
gittiğin yere?...
nice yağmurlar
yağdı üstüme;
kaç mevsim aştı,
sayamadım.
ne oldu sana?
sahra'ya mı düştün yoksa?
hiç mi yağmur düşmez
gittiğin yere?...
kader mi?..
kaderimdir her sabah
hayalinin koynundan çıkıp
işe gitmek...
kaderimdir,
akşam iş dönüşü,
kapıda bekleyen
hayalini görmek.
öyle bir yazgıdır ki,
yalnızca düşlerde güzel.
gerçeğe bakarsan
kocaman bir yalanım ben.
sen se yalancıların
en büyüğü.
gelirim yoksun,
giderim yoksun.
hem mutluluktan
hem senden yoksun:
nasıl bir kaderse
anlayana aşkolsun.
az kaldı
sınırların ardına geçmeye.
hem de çok az!
engin...
hayalinin koynundan çıkıp
işe gitmek...
kaderimdir,
akşam iş dönüşü,
kapıda bekleyen
hayalini görmek.
öyle bir yazgıdır ki,
yalnızca düşlerde güzel.
gerçeğe bakarsan
kocaman bir yalanım ben.
sen se yalancıların
en büyüğü.
gelirim yoksun,
giderim yoksun.
hem mutluluktan
hem senden yoksun:
nasıl bir kaderse
anlayana aşkolsun.
az kaldı
sınırların ardına geçmeye.
hem de çok az!
engin...
8 Ağustos 2007 Çarşamba
7 Ağustos 2007 Salı
son olmadı gidişin
ne oldu,
çok mu şaşırdın?
işte, ayaktayım hâlâ;
minare kadar dik,
kayın ağacı gibi yüksek.
zor da olsa gidişin,
son olmadı.
her şeye rağmen
dönüyor dünya...
ayaktayım işte.
ama,
ne sen artık eski sen,
ne ben, o ben...
ben oldukça memnunum
yeni benden.
peki, ya sen?
çok mu şaşırdın?
işte, ayaktayım hâlâ;
minare kadar dik,
kayın ağacı gibi yüksek.
zor da olsa gidişin,
son olmadı.
her şeye rağmen
dönüyor dünya...
ayaktayım işte.
ama,
ne sen artık eski sen,
ne ben, o ben...
ben oldukça memnunum
yeni benden.
peki, ya sen?
sebep..
seni sevmektir
yaşamaya
en büyük sebebim.
sensiz geçen an,
ölüme ferman!
şunu bil ki;
daima aklımdasın.
farketmiyor zaman
ya da mekân.
engin..
yaşamaya
en büyük sebebim.
sensiz geçen an,
ölüme ferman!
şunu bil ki;
daima aklımdasın.
farketmiyor zaman
ya da mekân.
engin..
6 Ağustos 2007 Pazartesi
3 Ağustos 2007 Cuma
başkentin ufkunda
Vakit sensiz geçen günün ertesi,
Sustu tüm kuşların şen şakrak sesi,
Zevk sefa mevsimi, yas neyin nesi?
Nedendir matem durup dururken?...
Titriyor şebnemler, gül üşür gibi,
Bülbüller derdimi bölüşür gibi.
Hayalin halime gülüşür gibi,
Kollarım boşluğu sarıp dururken...
Bendim mutluluktan uçan güvercin,
Düşler ülkesinden gelen habercin,
Avcılardan uzak bir yuva için,
Toz pembe hayaller kurup dururken...
Gel gör ki kaderin kara yelleri,
Yıktı gönlümdeki tüm emelleri,
Kapımı ecelin soğuk elleri,
Vakitli vakitsiz vurup dururken...
Aşk ne imiş görsen de dönsen de geri!
Ah! Bir gizli girsen de içeri!
Hasretin elinden kanlı hançeri,
Üstüme üstüme varıp dururken!....
Her akşam kaybolup gün batışında,
Beni arıyorum senin dışında,
Hasta kalbim hala her atışında,
Her nefeste seni sorup dururken!...
İçtim derdalan 'ın ilk bardağını,
Sıklamen süslerken Elmadağı 'nı.
Görüyor gibiyim kor dudağını,
Başkentin ufkunda durup dururken...
Cemal SAFİ
Sustu tüm kuşların şen şakrak sesi,
Zevk sefa mevsimi, yas neyin nesi?
Nedendir matem durup dururken?...
Titriyor şebnemler, gül üşür gibi,
Bülbüller derdimi bölüşür gibi.
Hayalin halime gülüşür gibi,
Kollarım boşluğu sarıp dururken...
Bendim mutluluktan uçan güvercin,
Düşler ülkesinden gelen habercin,
Avcılardan uzak bir yuva için,
Toz pembe hayaller kurup dururken...
Gel gör ki kaderin kara yelleri,
Yıktı gönlümdeki tüm emelleri,
Kapımı ecelin soğuk elleri,
Vakitli vakitsiz vurup dururken...
Aşk ne imiş görsen de dönsen de geri!
Ah! Bir gizli girsen de içeri!
Hasretin elinden kanlı hançeri,
Üstüme üstüme varıp dururken!....
Her akşam kaybolup gün batışında,
Beni arıyorum senin dışında,
Hasta kalbim hala her atışında,
Her nefeste seni sorup dururken!...
İçtim derdalan 'ın ilk bardağını,
Sıklamen süslerken Elmadağı 'nı.
Görüyor gibiyim kor dudağını,
Başkentin ufkunda durup dururken...
Cemal SAFİ
27 Temmuz 2007 Cuma
karşılıksız..
bir uçurumun kenarında
sarhoş yürümeye benzer
karşılıksız sevmek.
her an,
ölümle kardeş;
her an, uçmaya hazır.
ama
ne kuşlar gibi
özgürce uçarsın,
ne de ağız tadıyla
aşağı düşersin.
incecik bir çizgide
gider gider gelirsin.
ölsen;
daha ne istersin?!
hayır, ölemezsin...
ölemezsin
ancak sürünürsün,
tarifsiz acılar içinde.
ve sonsuz bir hasret çekersin;
ya göğün mavisine,
ya uçurumun dibine...
engin
sarhoş yürümeye benzer
karşılıksız sevmek.
her an,
ölümle kardeş;
her an, uçmaya hazır.
ama
ne kuşlar gibi
özgürce uçarsın,
ne de ağız tadıyla
aşağı düşersin.
incecik bir çizgide
gider gider gelirsin.
ölsen;
daha ne istersin?!
hayır, ölemezsin...
ölemezsin
ancak sürünürsün,
tarifsiz acılar içinde.
ve sonsuz bir hasret çekersin;
ya göğün mavisine,
ya uçurumun dibine...
engin
24 Temmuz 2007 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















































