2 Aralık 2011 Cuma
24 Ekim 2011 Pazartesi
buz devri..
çığlar yuvarlandı içimde
baştan ayağa buz kestim.
ne acı kaldı yaşanan,
ne sevda, boylu boyunca..
hepsi verdi son nefesini.
buzul çağında ömür şimdi;
kayadan sert,
buzdan kırılgan.
baştan ayağa buz kestim.
ne acı kaldı yaşanan,
ne sevda, boylu boyunca..
hepsi verdi son nefesini.
buzul çağında ömür şimdi;
kayadan sert,
buzdan kırılgan.
9 Ekim 2011 Pazar
daha ne yapayım?
daha ne yapayım, bilmiyorum.
gökkuşağından taç mı başına?
yıldızlardan taş mı parmağına?
ömrümü vakfetmişim yoluna;
hiç mi kıymeti yok nazarında?
bi bakıversen gözlerimin içine,
bi gülüversen sıcacık..
ölür müsün zalim?
nasıl inandırayım seni,
nasıl getireyim imana?
seviyorum işte, ölürcesine.
inanman içi illâ
ölmek mi lazım?
gökkuşağından taç mı başına?
yıldızlardan taş mı parmağına?
ömrümü vakfetmişim yoluna;
hiç mi kıymeti yok nazarında?
bi bakıversen gözlerimin içine,
bi gülüversen sıcacık..
ölür müsün zalim?
nasıl inandırayım seni,
nasıl getireyim imana?
seviyorum işte, ölürcesine.
inanman içi illâ
ölmek mi lazım?
12 Ağustos 2011 Cuma
türkü dinliyorum
dağlardan doğru
kulağıma fısıldıyor rüzgâr;
yanık ve bir o kadar içli,
kor kadar sıcak,
kar suyu gibi leziz
bir türkünün ezgisi
rüzgârın nefesinde.
yamaçlardan yuvarlanan
bir kaya oluyorum;
baş aşağı düşüyorum
mekânsız bir boşlukta.
notalara asılı kalıyorum,
uçuyorum tekrar yukarıya.
dağ zirvelerindeki
buzullara değiyor ellerim,
çekirdekteki mağma gibi
yanarken yüreğim.
turnalarla dönerken gökyüzünde,
en has nefesiyle
meyine üfleyen çobanlar görüyorum
bulutlar gibi
koyun sürüleri içinde.
bam telinden tutunup
bir bağlamanın, iniyorum
çayır çimen bezeli,
türkü nakışlı,
ürkek ceylan bakışlı
yayla kokuşlu yeryüzüne.
türkü oluyorum karışıp o
rengarenk mozayiğin içine;
toprak oluyorum, su oluyorum..
binbir nakışlı motifiyle
anadolu oluyorum.
azgın nehirlerle çağlayıp,
serin göllerle duruluyorum.
sevda narında kavrulup
hasret rüzgârında savruluyorum.
gözlerim kapalı, susuyorum;
türkü dinliyorum...
kulağıma fısıldıyor rüzgâr;
yanık ve bir o kadar içli,
kor kadar sıcak,
kar suyu gibi leziz
bir türkünün ezgisi
rüzgârın nefesinde.
yamaçlardan yuvarlanan
bir kaya oluyorum;
baş aşağı düşüyorum
mekânsız bir boşlukta.
notalara asılı kalıyorum,
uçuyorum tekrar yukarıya.
dağ zirvelerindeki
buzullara değiyor ellerim,
çekirdekteki mağma gibi
yanarken yüreğim.
turnalarla dönerken gökyüzünde,
en has nefesiyle
meyine üfleyen çobanlar görüyorum
bulutlar gibi
koyun sürüleri içinde.
bam telinden tutunup
bir bağlamanın, iniyorum
çayır çimen bezeli,
türkü nakışlı,
ürkek ceylan bakışlı
yayla kokuşlu yeryüzüne.
türkü oluyorum karışıp o
rengarenk mozayiğin içine;
toprak oluyorum, su oluyorum..
binbir nakışlı motifiyle
anadolu oluyorum.
azgın nehirlerle çağlayıp,
serin göllerle duruluyorum.
sevda narında kavrulup
hasret rüzgârında savruluyorum.
gözlerim kapalı, susuyorum;
türkü dinliyorum...
22 Haziran 2011 Çarşamba
yokum artık
işte gittim ben.
yokum artık…
rahatına bak,
mutlu ve mesut yaşa.
dünya senin nasılsa.
boşuna dememiş
şair zaten;
bana yar olmayan şehrin…..
yokum artık…
rahatına bak,
mutlu ve mesut yaşa.
dünya senin nasılsa.
boşuna dememiş
şair zaten;
bana yar olmayan şehrin…..
12 Mart 2011 Cumartesi
nerden esti?
öylesine bir anda, hiç sebep yokken,
geliverdin aklıma çok eskilerden.
unuttum sanıyorken, avunuyorken
nerden esti bu rüzgâr, bilemiyorum.
oysa ne yıllar geçti üzerimizden.
bütün izler silindi, tükendi derken;
öylesine oturmuş düşünüyorken
nerden geldin aklıma, bilemiyorum.
güzel günler yaşamıştık çok eskilerde.
savrulup kalakaldık başka yerlerde.
çekmişken anılara kalın bir perde,
nerden çıktı bu hûlya, bilemiyorum.
geliverdin aklıma çok eskilerden.
unuttum sanıyorken, avunuyorken
nerden esti bu rüzgâr, bilemiyorum.
oysa ne yıllar geçti üzerimizden.
bütün izler silindi, tükendi derken;
öylesine oturmuş düşünüyorken
nerden geldin aklıma, bilemiyorum.
güzel günler yaşamıştık çok eskilerde.
savrulup kalakaldık başka yerlerde.
çekmişken anılara kalın bir perde,
nerden çıktı bu hûlya, bilemiyorum.
4 Mart 2011 Cuma
dön be gülüm.
kaç zaman oldu be sevdiğim!...
kaç mevsim, kaç ay, kaç gün?
her saniyesi kazındı
yüreğimin bir köşesine.
bu nasıl bir sevdadır;
ödülü, soğuk odalarda
boş yastıklara sarılmak!
nasıl bir ayrılıktır bu?
ya hasret...
kor ateşten gömlek;
giymek dert, çıkarmak ölüm.
yok böyle bir zulüm.
yeter gayrı özlettiğin.
dön, dön be gülüm.
kaç mevsim, kaç ay, kaç gün?
her saniyesi kazındı
yüreğimin bir köşesine.
bu nasıl bir sevdadır;
ödülü, soğuk odalarda
boş yastıklara sarılmak!
nasıl bir ayrılıktır bu?
ya hasret...
kor ateşten gömlek;
giymek dert, çıkarmak ölüm.
yok böyle bir zulüm.
yeter gayrı özlettiğin.
dön, dön be gülüm.
27 Şubat 2011 Pazar
eriyor
yağmur yağarken
karların üstüne,
yüreğim geliyor gözlerimin önüne.
nasıl da eriyip gidiyor
damlaların altında
o masum beyazlık...
yüreğim de işte öyle.
tâ gittiğinden beri,
damla damla düşerken
keder üstüne,
eriyor günbegün
şu zavallı kar gibi.
karların üstüne,
yüreğim geliyor gözlerimin önüne.
nasıl da eriyip gidiyor
damlaların altında
o masum beyazlık...
yüreğim de işte öyle.
tâ gittiğinden beri,
damla damla düşerken
keder üstüne,
eriyor günbegün
şu zavallı kar gibi.
22 Şubat 2011 Salı
eski
bazı bazı çınlar kulağımda
giden sevgilinin şuh sesi.
aklıma düşer de gözleri,
hülyalara salıverir beni.
kim bilir nerelerdedir şimdi?
kim bilir kiminledir;
ne önemi var ki?...
güzel günlerdi onlar.
hatırladıkça
damakta tad,
döşte heyecan uyandıran.
bilmem, şimdi burada,
yanımda olsaydı hâlâ
duyar mıydım o hazzı?
yoksa,
kabak tadı mı vermişti
çoktan...
giden sevgilinin şuh sesi.
aklıma düşer de gözleri,
hülyalara salıverir beni.
kim bilir nerelerdedir şimdi?
kim bilir kiminledir;
ne önemi var ki?...
güzel günlerdi onlar.
hatırladıkça
damakta tad,
döşte heyecan uyandıran.
bilmem, şimdi burada,
yanımda olsaydı hâlâ
duyar mıydım o hazzı?
yoksa,
kabak tadı mı vermişti
çoktan...
sığ
nedir anlamı
bu zamansız gitmelerin?
nedir, aklını kurcalayp
içini gölgeleyen, söyle.
bu kadar mı kolay
hiç bir şey yok gibi
düş gibi çekip gitmek?
anlayamadım ki;
bu kadar mı basit,
bu kadar mı sığdı?
şu yüreğe bir dünya sığdı,
bir sen sığamadın.
yazık!
seni gözümde
fazla büyütmüşüm demek...
bu zamansız gitmelerin?
nedir, aklını kurcalayp
içini gölgeleyen, söyle.
bu kadar mı kolay
hiç bir şey yok gibi
düş gibi çekip gitmek?
anlayamadım ki;
bu kadar mı basit,
bu kadar mı sığdı?
şu yüreğe bir dünya sığdı,
bir sen sığamadın.
yazık!
seni gözümde
fazla büyütmüşüm demek...
18 Şubat 2011 Cuma
GERÇEK
bekleşip durduk.
ne hayaller kurduk...
çocuk gibi avunduk;
nereye kadar?
eninde sonunda
çıkmayacak mıydı karşımıza,
hiç umulmadık bir yere,
bir köşe başında?
ya da inmeyecek miydi
suratımıza tokat gibi?
ne kadar kaçabiliriz gerçeklerden?
baştan kabullensek,
yüzleşsek,
daha az olmaz mı hasar?
hem, insan avuntularla
ne kadar yaşar?
ne hayaller kurduk...
çocuk gibi avunduk;
nereye kadar?
eninde sonunda
çıkmayacak mıydı karşımıza,
hiç umulmadık bir yere,
bir köşe başında?
ya da inmeyecek miydi
suratımıza tokat gibi?
ne kadar kaçabiliriz gerçeklerden?
baştan kabullensek,
yüzleşsek,
daha az olmaz mı hasar?
hem, insan avuntularla
ne kadar yaşar?
17 Şubat 2011 Perşembe
giden gitti
hayaller kurupta
yorma kendini boşuna.
vazgeç gönlüm
giden gitti,
dönmeyecek bir daha.
yeter harabettiğin
hem kendini, hem beni.
gitti gelmez, uçtu konmaz...
masal oldu sonunda.
Engin..
yorma kendini boşuna.
vazgeç gönlüm
giden gitti,
dönmeyecek bir daha.
yeter harabettiğin
hem kendini, hem beni.
gitti gelmez, uçtu konmaz...
masal oldu sonunda.
Engin..
içimden gelmiyor.
akşam geceye dönmüş,
evlerine çekilmiş insanlar.
yanıyor pencerelerde ışıklar;
sıcağı vurmuş sokağa.
insanlar, pencerelerin ardında,
ışıkların altında...
benim de var bir evim!
var olmasına var da,
sensiz eve gitmek,
o ışığı yakmak,
boş duvarlara bakmak
içimden gelmiyor.
evlerine çekilmiş insanlar.
yanıyor pencerelerde ışıklar;
sıcağı vurmuş sokağa.
insanlar, pencerelerin ardında,
ışıkların altında...
benim de var bir evim!
var olmasına var da,
sensiz eve gitmek,
o ışığı yakmak,
boş duvarlara bakmak
içimden gelmiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


