
8 Mayıs 2008 Perşembe
sevmek ister
bazen gülmek ister insan;
ağlamak bazen.
kimi zaman yalnızlık,
yalnızlıktan kaçmak
kimi zaman.
yaşamak ister çılgınca
ya da ölmek, derin uçurumlarda.
ama, sevmek ister esas
her yerde, her zaman;
ve, seven bir insan...
Engin..
ağlamak bazen.
kimi zaman yalnızlık,
yalnızlıktan kaçmak
kimi zaman.
yaşamak ister çılgınca
ya da ölmek, derin uçurumlarda.
ama, sevmek ister esas
her yerde, her zaman;
ve, seven bir insan...
Engin..
yat yatabilirsen
karanlık çökmüş,
buz gibi oda.
yıldızlar,
göz kırpıyor camda.
yıldızar çok uzakta.
zifirî duvarlar,
soğuk yastıklar...
ortalığa saçılmış
bir bir umutsuzluklar.
bi de yokluğun
tuz-biber hepsinin üstüne.
hadi,
yat yatabilirsen
sarılıpta buz gibi yastıklara.
Engin..
buz gibi oda.
yıldızlar,
göz kırpıyor camda.
yıldızar çok uzakta.
zifirî duvarlar,
soğuk yastıklar...
ortalığa saçılmış
bir bir umutsuzluklar.
bi de yokluğun
tuz-biber hepsinin üstüne.
hadi,
yat yatabilirsen
sarılıpta buz gibi yastıklara.
Engin..
yokluğunda nisan
yağmur yağıyor usuldan.
nisan yağmuru...
gelip çattı ilkbahar.
bak, ağaçlar çiçekleniyor,
bak, dağ taş yeşilleniyor...
kuşların keyfine diyecek yok.
oysa bende
kara kışlar var.
umut tohumlarım
çürüdü birer birer
yüreğimin ayazında.
bilesin ki, sen gelene dek
bıçak kesiği ayazlar.
zavallı bağrımda
hükümdar kara kışlar.
Engin..
nisan yağmuru...
gelip çattı ilkbahar.
bak, ağaçlar çiçekleniyor,
bak, dağ taş yeşilleniyor...
kuşların keyfine diyecek yok.
oysa bende
kara kışlar var.
umut tohumlarım
çürüdü birer birer
yüreğimin ayazında.
bilesin ki, sen gelene dek
bıçak kesiği ayazlar.
zavallı bağrımda
hükümdar kara kışlar.
Engin..
7 Mayıs 2008 Çarşamba
Kabağın Sahibi Vardır Elbet!
Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir.
Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak,varlıktan vazgeçecektir.
Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünürsüslerden arınması gereklidir.. .Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden.
Derviş, usule uygun hareketeder, soluğu berberde alır.
- Vur usturayı berber efendi, der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynada kendini takipetmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokatatarak:- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş.Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden.
Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar.Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alayeder:
'Kabak aşağı, kabak yukarı.'
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır.
Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarîsorar:
- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:
- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!
Hikâye böyle...
Ama hayat da böyle...
Ensemize, kafamıza vurup vurup dalga geçen sahte kabadayıların, kabağın dabir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyeceği şeyin kibir ve kulhakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar, koltuklarına, makamlarına,rantlarına yapışanlar anlayacaklardır …….
Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak,varlıktan vazgeçecektir.
Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünürsüslerden arınması gereklidir.. .Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden.
Derviş, usule uygun hareketeder, soluğu berberde alır.
- Vur usturayı berber efendi, der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynada kendini takipetmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokatatarak:- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş.Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden.
Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar.Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alayeder:
'Kabak aşağı, kabak yukarı.'
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır.
Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.
Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarîsorar:
- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:
- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!
Hikâye böyle...
Ama hayat da böyle...
Ensemize, kafamıza vurup vurup dalga geçen sahte kabadayıların, kabağın dabir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyeceği şeyin kibir ve kulhakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar, koltuklarına, makamlarına,rantlarına yapışanlar anlayacaklardır …….
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

